Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2014 Cuma

Beach Modasının Yaratıcısı: Maça Kızı Ayla

Bodrum'un Maça Kızı Ayla Hanım...

Bodrum'da Maça Kızı dendiğinde şöyle bir durmak gerekir. Bodrum'un bu seçkin mekanında dünyanın dört bir yanından gelen ve kimilerince Crem de la Crem olarak nitelendirilen kesimden müşteriler ağırlanır. Maça Kızı Bodrum'un Nazar boncuğudur adeta. Sadece bir butik otel ddeğildir Maça Kızı, Bodrum'un yakın tarihine yazılmış öncü ve moda yaratan bir ismidir.

Gelin bu ismi yaratan ve bugüne ulaştıran kişi olan Ayla Hanım'a kulak verelim:

Maça Kızı Bodrum'da Türkbükü'nde artık bir
kalite sembolü ve başarı öyküsü!





Bodrum'a ilk geldiğim zamanlar Hey Yavrum Hey Restaurant'ın sahibi Fransızca hocası Mustafa Bey'le kağıt oyunu oynarken maçakızına ne kadar benzediğimi söylemişti. O günden bu yana bana hep Maçakızı Ayla diye hitap edilir. Öylesine özdeşleşti ki bu isim benimle, tüm işletmelerimde seve seve bu ismi kullandım.. 



Bodrum'a ilk gelişiniz... Nasıldı Bodrum? Nereye vardı bugün? Memnun musunuz?

Hayır, kesinlikle memnun değilim. Bodrum'a ilk geldiğimde pansiyonculuğun gelişmesi ve güzel bir sahil kasabası olmasıydı hayalimde kurduğum Bodrum. Fakat ne yazık ki siteler ve şantiyeler şehiri oldu.

 İlk plajlar nasıl sizin yıllarca işlettiğiniz gibi yerlere dönüşüp bugün Beach adını aldı?

İlk plaj işletmeciliğimi yolu olmayan ve tekneyle ulaşımı sağlanan Torba'da 1985 yılında kurdum. O zamanlar yapmış olduğum minderler, yastıklar, açık büfe ve danteller ile bugünün doğası ile en güzel köşesi burası olduğu için tercihimi bu yönde kullandım.

İsminizi nasıl devam ettirdiniz bunca yıl başarıyla?

İşletme olarak isim yapmak çok önemli. İsmin arkasında da durmak gerekli. Bir çizgiyi yakalamak kolay olmuyor ama onu devam ettirmek daha da zor. Maçakızı dendiği zaman ismin arkasında benim hertürlü işuletmecilik anlayışım da kendini hemen gösterir.

Bodrum'un bugüne geleceğini önceden kestirebilmiş miydiniz?. Yoksa "şunu şunu da yapsaydım" diye hayıflandığınız noktalar oluyor mu?

Ankara Barıka'nın sahibesiydim ve bütüm arzum Bodrum da küçük bir otelin sahibi olmaktı. Oğlumla beraber bu güzel butik oteli kurduk.

Bodrum'la ilgili ilk gördüğünüz kişiye anlatmak istediğiniz şey ne olurdu?

Bodrum'a ilk geldiğim zamanki doğal güzelliğini. Şimdilerde dostlar arasında hep eskileri anlatıyor ve anıyoruz.

Bodrum'la ilgili bir anınız ama en çok ilginizi çeken?

Bir sabah Ankara'dan kamyonla yola çıkıp gece yarısı Bodrum'a vardığımda gece yola girme yasağı olduğu halde Bodrumluların koşup bana pansiyonun önüne kadar eşlik edip bütün eşyalarımı ilk işletmem olan Maçakızı Pansiyon'un avlusuna taşımama yardım etmeleri. İlk Maçakızı Bodrum'un içinde Cumhuriyet Caddesi'ndeydi.

Bugün Maçakızı nasıl hissediyor kendini?

Kalite anlayışımdan ve prensiplerimden ödün vermeyerek çok iyi bir yerde olduğumu düşünüyorum ve tanrıdan biraz daha zaman istiyorum; yapmak istediğim daha çok şey var.

Sorularımıza gelen cevaplarda da Maçakızı'nın kendinden emin ve kararlı halini görmek mümkün. Bu kararlılığı 28 yıldır sürüyor. şžimdilerde Maçakızı Oteli yine Türkbükü'nün en gözde ve vazgeçilmez otellerinden biri. Tabii otelin hemen sahilinde yer alan Maçakızı Beach, çok geniş ve sahile yayılmış iskelesiyle yine kendinden sözettirmeyi başarmış bir plaj.


Not: Bu yazı Bodrumlife Sayı 04 Haziran 2004 tarihli dergide yayınlanmıştır.


9 Ocak 2012 Pazartesi

Bodrum'dan Sakız Adası'na

Bodrum'daki evimizin balkon penceresine astığım Sakız Ağacı duvar süsü

Kasım ayının son hafta sonu yakın çevremizdeki Yunan Adaları'ndan Sakız'a gitmek için yola çıktık. Bodrum'dan başlayan ve Güvercinlik, Milas, Bafa Gölü, Söke, Aydın Otoyolu, İzmir'le devam ederek Çeşme'de son bulan bu yol Türkiye'nin en güzel yol güzergâhlarından birisidir. Hele bir de evden çıkmadan önce dinleyeceğiniz müzikleri doğru seçmişseniz... Daha iyi bir meditasyon düşünemiyorum. Bafa Gölü'ne gelmeden önce her zaman yaptığımız gibi Pınarcık köyünde odun ateşinde gözleme pişiren yerlerden birine uğradık ve onların ikramı olan domates, zeytin ile beraber otlu gözlememizi yedik, çayımızı içtik. Hiçbir konfora sahip olmayan, kamyoncuların uğrak yeri olan bu salaş mekânın neden bizim için bu kadar cazip olduğunu yol boyunca konuşacaktık. Siz de eğer seyahat etmeyi seviyorsanız bunu biliyorsunuzdur mutlaka fakat söylemeden geçemeyeceğim: Bir yerde kamyoncular mola veriyorsa orada yemek ve çay molası vermekte tereddüt etmeyin.

Bu küçük moladan sonra yolculuğumuz arka fonda Bafa Gölü'nün şiirsel güzelliği ve kıyılarda kendine besin arayan yabani kuşlar, yol kenarlarında açmış çiçekler, ağaçların pek çoğunda kahverengiden sarıya dönmüş ve kimisi çoktan yerlere dökülmüş yapraklar eşliğinde sürdü. Önce İzmir ve sonra Çeşme’ye vardık. Çeşme otobanında kimsecikler yoktu. Alaçatı yakınlarında, rüzgâr gücüyle enerji üreten onlarca belki de yüze yakın sayıdaki modern yel değirmenleri dikkat çekiciydi. 

Feribot biletimiz ve onların anlaşmalı olduğu Sakız'daki bir otelde 1 gecelik oda kahvaltı konaklama kişi başı 55 Euro tuttu. Feribota binmeden önce arabamızı limanın girişinde bir yere -hiç sıkıntı yaşamadan ve kolayca yer bularak- park ettik. Limanda gayet düzenli, güzel bir binada pasaport kontrolünden geçtik. Feribota bindiğimizde saat 18:00 olmuştu bile. Sakız Adası'na varış 45 dakika sürdü. Feribottan otele gitmek için bir taksi tutmak gerekiyordu ve tam biz limandan ayrılmak üzereyken aynı feribotla adaya geldiğimiz bir çift, birlikte taksi tutmayı, nasıl olsa aynı yere gideceğimizi söyleyince kabul ettik ve taksiye bindik. Takside sohbetimiz sırasında bizim Sakız Adası'nda pek bir yer bilmediğimizi öğrendiklerinde bize akşam yemeğini beraber yememizi çünkü gidilecek iyi yerler bildiklerini söylediler. Bu sempatik karı kocanın önerisine hayır demedik.

Sakız Adası'ndaki otelimizin kahvaltı salonundan dışarıya bakış

Otele vardığımızda doğrusu biraz endişeliydim, görmeden bilmeden bir otelden rezervasyon yapmak pek tercih ettiğim bir şey olmadığı için beğenip beğenmeyeceğimizden emin değildim. Fakat oteli beğendik. Odaları temiz, ferah ve sıcak ayrıca deniz manzaralı idi. Bir çırpıda akşam yemeği için hazırlanıp yeni tanıştığımız dostlarımızla lobide buluştuk. Araba kiralama işini de bu arada hallettik ve ayrı ayrı arabalarımızla değil de tek araba ile beraber gitmeye karar verdik. Unutmadan belirtmeliyim ki otelin lobisinde olsun, limandaki masalarda olsun Türkçe broşürler ağırlıkta idi. Kış aylarında bomboş olan bu adaya Türk turistlerin ziyaretinin epey bir hareket ve canlılık getirdiği aşikârdı.   


Sakızlı fıstık reçeli - Sakız Adası'nda kaldığımız otelin kahvaltısından



Yeni tanıştığımız çift bizi tanıyıp bildikleri bir restorana götüreceklerini söylemişlerdi, doğrusu biz de sevinerek kabul etmiştik çünkü Yunanistan'da araba kullanarak veya haritaya bakarak yemek yiyecek bir yer arıyorsanız işiniz çok zor. Yollar çoğunlukla tek yönlü, çok dar ve park yeri sorunu var. Üstelik o adada sadece bir akşam yemeği için vaktiniz varsa rast gele bir yer bulup yemek yemek için girdiğinizde eğer bu bir hayal kırıklığıysa yemek faslı bir felakete dönüşebiliyor, tecrübeyle sabittir.

Direksiyonda ve ön koltukta yeni tanıştığımız dostlarımız, akşam yemeği için yola çıktığımızda yer bulmak konusunda bir sorun yaşamayacağımız için sevinçli idim. Fakat meydanda bir kaç tur atıp aynı sokaklardan tekrar geçmeye başladığımızda onlar da zaten birbirlerine sormaya başlamışlardı: "Hayatım, buradaydı nereye gitti geçen sefer geldiğimiz o yer?".

Neyse epey bir “yok oradaydı yok şuradaydı” muhabbetinden sonra otelin bize verdiği broşürdeki yere gitmenin en akıllıca iş olduğuna karar verdik ve hiç değilse haritada yeri belli olan o yere gitmeye karar verdik. Gidebildik de. Deniz kıyısında, harika bir yerdi burası fakat bizden başka hiç kimse yoktu. Bilirsiniz bizde bir restoranda kimsecikler yoksa genellikle orada yemekler ya bayattır veya hazırlanması çok uzun sürer. İşte bu yüzden önce tereddüt etmemize rağmen, zor bela geldiğimiz bu yerde o saatten sonra akşam yemeğimizi yemekten başka yapacak bir şey yoktu. Deniz ürünleri ağırlıklı akşam yemeğimiz beklenmedik derecede çabuk hazırlanarak çok güzel bir servisle önümüze geldi.  Fiyatlar gayet makuldü. Her şey taze ve lezzetine diyecek yoktu. Uzolarımızı keyifle yudumlarken sohbet edecek o kadar çok şey vardı ki, geceye bir tavernada devam edelim dedik. Yeni tanıştığımız bu çift eğlenceli ve samimi insanlardı ve sık sık buraya sadece yemek yemek ve tavernalara gitmek için geliyorlardı.

Bu kez daha önce gittikleri o tavernayı bulabildik ve içeri girdik. Türkçe konuşan garsonlar, çalınan Türkçe şarkılar ve her şey çok güzeldi. Biz Yunanistan seyahatlerimizde neden daha önce hiç bir tavernaya gitmediğimizi birbirimize sorduk. Otele döndüğümüzde böyle güzel bir gece geçirdiğimiz için mutluyduk. Dostlarımızdan ayrılıp penceresinden karşı kıyıdaki Çeşme'nin ışıklarının görüldüğü otel odamıza döndüğümüzde dalga sesleri ninni gibi geldi.

Sabah otelin kahvaltı salonuna indiğimizde gözlerimiz dostlarımız aradı fakat sabah çok erkenden adayı gezmek için otelden ayrılmışlar ve bize iletilmesi için lobiye bıraktıkları notta iletişim bilgilerini yazmışlardı.

Sakızlı reçelleri, zeytinleri ve peynirleri, taze domatesten kurutulmuş domatese kadar her şeyiyle otelin kahvaltısı bir harikaydı. En çok sakızlı fıstık reçelini beğendik. Sonra biz de kiraladığımız arabayla adayı gezmek için yola koyulduk. Gitmek istediğimiz yerleri bir güne sığdırabileceğimiz şekilde Sakız Köyleri ve Nea Moni olarak belirledikten sonra hediye almak için şehir merkezine indik.

Yurtdışı seyahatlerinin en sevdiğim kısmı bu hediye almak işidir. Sevdiğim kişilere göre tek tek hediye seçmek için saatlerimi seve seve harcayabilirim. Sahilde bir yerde çok güzel bir hediye mağazası bulduk, bu mağazaya bayıldık ve "neden Bodrum'da böyle hediye mağazaları yok?" diye hayıflandık. Her şey sakızdan yapılmıştı; kozmetikler, reçeller, şampuanlar, lokumlar, sabunlar, kahveler ve daha neler neler... Her şeyin sakızdan yapılması, içine bir parça -adada doğal olarak yetişen sakız ağacından elde edilen bir madde olan- sakız konulması demek oluyor.

Sakız Adası küçük bir ada değil. Oldukça dağlık ve virajlı olan Nea Moni manastırı yolunda ikide bir karşımıza çıkan keçilere hayran olduk. Postlarının değişik tonlarda renkleri vardı, çeşitliliği şaşırtıcıydı. Bizi hayal kırıklığına uğratan şey ise "Sakız Evi" mimarisinin artık sadece bir efsaneden ibaret olduğuna tanık olmak oldu. Bu adada tek bir tane bile Sakız Evi mimarisine uyan eve rastlamadık. Betonlaşmaya dayalı kentleşme almış başını yürümüş burada. Anneme götürmek üzere bir sakız sardunyası dalı bulamamak ise tamamen benim kusurum. Bir dahaki sefere ilk işim bu olacak.

Nea Moni manastırı etkileyici bir yer. Civarındaki terk edilmiş evleriyle, taş yapıları ve her an bir yerden bir fısıltı duyacakmışsınız gibi hissettiğiniz atmosferiyle sizi kuşatıyor. Ayrılmak istemiyorsunuz oradan.

Nea Moni'den ayrılıp Sakız Köyleri'ne doğru yola koyulmadan önce bu köylerin kaç km. uzaklıkta olduğunu ve feribota yetişebilmemiz için ne kadar süremiz kaldığını çoktan hesaplamıştık. Yol boyunca kümelenmiş sakız ağaçlarından, dallarında siyah tanecikleriyle zeytin ağaçlarından, sarıya dönmüş yapraklarının yarısını dökmüş incir ağaçlarından gözlerimi ayıramadım. Sadece güzel değil, etkileyici de bir doğası vardı Sakız Adası kırlarının.

Sakız Köyleri; labirenti andıran dar sokakları, bozulmamış Ortaçağ mimarisiyle kesinlikle görülmeye değer yerler. Ne yazık ki çok vaktimiz kalmadığından şöylece bir görüp feribota yetişmek üzere oradan ayrıldık. Feribota bindiğimizde şu kısacık iki günde düşüncelerimizi epey meşgul edecek kadar çok şey görmüş ve öğrenmiştik.

Dönüş yolu tıpkı geliş yolu kadar büyüleyici ve Bodrum dönmek için can atılacak kadar özlenen bir yerdi.